Almanya’nın yakın geçmişine ışık tutan çok ilginç noktalarından birindeyim. #keşifhane Mödlareuth’de…

Tarihi 8. yüzyıla kadar dayanan  bir tarafı Thüringen’e bağlı bir tarafı da Bavyera’ya bağlı bu köyün eyaletler arasında bir sınır köyü olması dışında çok da sıra dışı bir geçmişi yoktu. 

Slav ırklarının yoğun olarak yaşadığı, döneminde çeşitli piskoposluklar ve krallıkların yönettiği bir köydü: 

Ta ki, 2. Dünya savaşı sonuna kadar…

  1945 yılında Nazi Almanya’sının 2. Dünya savaşını kaybetmesinden sonra bir tarafı Sovyet güçlerinin, diğer tarafı da Amerikan güçlerinin hakimiyeti altına girdi.

Ortasından minicik bir derenin geçtiği köy, adeta Amerikan yönetimi ile Sovyet yönetimi arasında resmi bir sınır haline dönüştü. Köy sakinleri tıpkı Berlin’deki Berlin Duvarı misali, köyün karşı tarafına geçemez, akrabalarıyla görüşemez oldular. 

Doğu’dan Batı kısma geçmeye çalışanlar, en katı dönemde vuruldu. Küçücük köy resmen ikiye ayrıldı ve resmen küçük Berlin efekti yaşatıldı.

 Duvarın ikiye ayırdığı Berlin’den sonra aynı kaderi yaşayan tek yerleşim, Mödlareuth olmuştur. Birçoğu burası için Kleine Berlin, yani küçük Berlin tabirini de kullanır. 

Soyvet komünist rejimin baskıcı rejimi insanları sıkboğaz yaparken, Amerikan yönetimi altındaki Batı Mödlareuth, adeta ferahı ve rahatlığı yaşıyordu. 

Hatta “kleine Berlin” unvanı o kadar duyuldu ki, bu köye turistik turlar düzenlenmeye başladı. 

Bu arada tıpkı Berlin duvarı gibi, Mödlareuth’da da bir duvar örüldü. Bugün hala o duvarı görmek mümkün. 

Soğuk savaşın etkilerinin azalmasıyla 9 Kasım 1989 yılında bir sınır kapısı açıldı. Doğu cephesindeki geçişler çok zor olsa da Batı cephedekiler doğu cepheye kolaylıkla giriş çıkış yapabiliyordu. 17 Haziran 1990 yılında da Berlin duvarının yıkılmasıyla, Mödlareuth’daki duvarda önemini kaybetti ve dozerlerle sevinç çığlıkları arasında duvar yıkıldı.  

Şuan da açık hava müzesine ziyaret ederek yukarıda bahsettiğim tarihi olayları orada deneyimleyebilirsiniz. 

Mödlareuth yazılarım devam edecek.

Volkan Coşğun