İnsan…


Ve hayatta kalma mücadelesinde çalışmak zorundadır.

Doğru iş, doğru işçilik, doğru zaman ve doğru yer her zaman önemli bir unsur olmuştur.

Bu süreçte hep mücadele etmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi, gerektiğinde yenilgiyi kabul etmeyi, hatalarını sevmeyi öğrenir.

Sonuçta adaletin üstünlüğüne inanmak bir anlamda adil mi?

Adaletin sıfat anlamını karakterize eden “adil olmak” aslında “herkes eşit olmalıdır” ilkesine aykırı mıdır?

Kendiniz dışında bir ticari kuruluşta ikinci bir kişi ile ortak iş yapmak; ne kadar eşitlikçi ve/veya adil kurumsallaşmalı?
İşte bu noktada başlayan zorluklar.

Yarattığımız bir iş düzeninde hakkaniyetten ve adaletten bahsediyoruz, en az gerekçeyle ise henüz adı konmamış adalet ve adil hayatın maddelerini belirlememişiz.

Sürekli konuşuyoruz ama bir sonuç alamıyoruz.

Yoksa ezelden beri bu iki tanım üvey kardeş midir?


Dünyadaki akıl bunu çözemez çünkü…


Her noktada manevi akıldan dersler çıkar.

Ancak dersleri tamamlamadan neyin ne için olduğunu idrak edemeyiz.

İşte asıl sorunlar o zaman başlar…


Gül Baba Türbesi: Budapeşte’nin Gülizar Tepesi

Şuan çok özel bir noktadayım Budapeşte’de ve çok nadir özel anlardan birini yaşıyorum. Hatta hiç beklemeden bu yazıyı hemen şuan oradaki Türbenin müzesinde hazırlamak istedim. Bu özel atmosferi içinde yaşayarak, bu güzel türbenin huzurunda yazmak istedim. Hayatıyla ilgili kesin bilgiler bulunmasa da rivayetler üzerinden diyebilirim ki, Gül Baba hazretleri, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde yer almaktadır. Kanuni…

Tuna Kıyısındaki Ayakkabılar

Nazi işgali altında kalan hemen hemen her Avrupa ülkesinde 2. Dünya Savaşı’nda Nazi soykırımını belleklerde taze tutmak adına anıtlar bulunuyor. Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de de, bu vahşi katliamın acılarını nesilden nesile taşıyacak çok anlamlı bir anıt bulunmakta. Budapeşte Parlamento Binası’nın hemen önünde, Tuna nehri kıyısında sergilenen demir ayakkabıları görünce içimi derin bir hüzün kaplıyor yine. Yaklaşık…

Budapeşte Opera binası: Macaristan için ihtişam ve asaletin simge binası

Sanata ve sanatsal etkinliklere bi hayli düşkün olan Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph, şehre ihtişam ve renk getirecek bir opera binası yaptırmak ister. Bir şehirde opera binasının olması bir prestijdir meselesiyle, imparator kesenin ağzını açar ve dönemin aristokrat zengin ailelerinin de desteğiyle binanın yapımına başlanır. Günümüz de halen Macaristan’ın en büyük ve ihtişamlı, Dünya’nın ise akustik…