
İnsan…
Ve hayatta kalma mücadelesinde çalışmak zorundadır.
Doğru iş, doğru işçilik, doğru zaman ve doğru yer her zaman önemli bir unsur olmuştur.
Bu süreçte hep mücadele etmeyi, zorluklarla mücadele etmeyi, gerektiğinde yenilgiyi kabul etmeyi, hatalarını sevmeyi öğrenir.
Sonuçta adaletin üstünlüğüne inanmak bir anlamda adil mi?
Adaletin sıfat anlamını karakterize eden “adil olmak” aslında “herkes eşit olmalıdır” ilkesine aykırı mıdır?
Kendiniz dışında bir ticari kuruluşta ikinci bir kişi ile ortak iş yapmak; ne kadar eşitlikçi ve/veya adil kurumsallaşmalı?
İşte bu noktada başlayan zorluklar.
Yarattığımız bir iş düzeninde hakkaniyetten ve adaletten bahsediyoruz, en az gerekçeyle ise henüz adı konmamış adalet ve adil hayatın maddelerini belirlememişiz.
Sürekli konuşuyoruz ama bir sonuç alamıyoruz.
Yoksa ezelden beri bu iki tanım üvey kardeş midir?
Dünyadaki akıl bunu çözemez çünkü…
Her noktada manevi akıldan dersler çıkar.
Ancak dersleri tamamlamadan neyin ne için olduğunu idrak edemeyiz.
İşte asıl sorunlar o zaman başlar…
çalamayacaksınız.
savruldu ülkem, cehaletin, cahilliğin gölgesinde. biz bu toprakları cennet diye tabir etmişiz, şimdi ise şu dağların içini bile oydunuz, ne acı ki yüzler hiç gülmüyor, çiçekler eskisi gibi açmıyor, gözü perdeli kişilerin yaşamama sevinciyle, bizlere de o yaşatmama gücüne sahip olan tümlerin yüzüne tüküreyim. bizim gençliğimizi çaldınız, ama çocuklarımızın asla çalamayacaksınız.
Anlık
Benim için anlık demek: Tamamıyla anlık düşüncelerim üzerinden hatıralarda kalan anıları hatırlamak. son dönemde çok yaşıyorum.
Sizin Vicdanınız Kurusun
Yok ki söylenecek çok söz. Sözün bittiği bir yer burası, anın bittiği bir yer. Bir gece öncesi, kim bilir sıcacık yatağında annesinin yanında, babasının kucağında uyuyordu bu “kimsesiz” kız çocuğu. Şimdi adı belli değil, yaşı belli değil… Saçının teline zarar gelmesin diye öpe koklanan bu yavru şimdi yapayalnız, toprağın altında… Ne anne var, ne baba……
