Başkent Tunus’ta lezzet duraklarından birindeyim, The Cliff.

Mönü çok zengin, fiyat dengesi ortalamanın bir tık üzerinde, ancak yine de makul.

Lezzet konusu kişiden kişiye göreceli olsa da kendi adıma burayı pek tutmadım. Belki de Le Golfe‘ den sonra yükselen beklentinin sonucunda da bu memnuniyetsizlik doğmuş olabilir. Örneğin, mönüdeki en pahalı seçimlerden olan ve garsonun anlata anlata bitiremediği 6 saat boyunca pişmiş kuzu eti benim için tam bir hayal kırıklığı idi. Gayet yavanlaşmış bir etle bulamaç haline gelmiş baharatların adeta topaklanmış taneleri tabağımdaydı.

Daha önce buraya gittiğini ve aynı fiyaskoyla karşılaştığını söyleyen bir arkadaşım da yaşadıklarımın aynısını yaşamış. Garson tarafından methedilen ve seçimini bu yüzden değiştirdiğini söyleyen arkadaşım, yemeğin bir kısmının pişmediğini söylemişti. Kim bilir bu garson bu yemekten özel bir komisyon mu alıyordu acaba?!

Kuzu yemeği seçimi tam bir fiyasko olsa da, balık seçimi yapan arkadaşlarım gayet memnun ayrıldılar. Salataları ve mezeleri güzeldi, ancak serviste bir sıkıntı olmalı ki salatalar tabaklarımızda henüz bitmeden alıp götürdüler. Patates kızartması istediğimde paketle açılmış bir cips geldi.

Loş ortamda yemek yemek elbette çok güzel bir deneyim olabilirdi, ancak ortam loş değil, resmen karanlıktı. Öyle ki yemek yerken ne yediğinizi bile göremeyeceğiniz bir karanlıktan bahsediyorum.

Başlangıç olarak istediğim Carpese için Mozarella yerine suları akan (bizim taze peynire benzeyen) bir peynirle servis ettiler.

Bu arada pencereler açık olsa da çok ciddi bir sigara dumanı sıkıntısı vardı. Duman altı olmuş, karanlık bir salonda, pişmemiş yavan kuzu etimi yerken, dünyanın parasını da ödemiş oldum. Bu üç unsurdan en azından biri iyi olsa, yine de idare edilebilirdi. Bu kötü deneyimden sonra umarım mekanda bir şeyler değişmiştir.